Pazar Kahvesinin Yanına
Kıymetini bilmek lazım sevgili takipçilerim.
Neyin derseniz bugünün... Yarının nasıl bir gün olacağının teminatı yok malum. Hele ki hamileyseniz sabah uyandığınızda aldığınız nefes için Allah'a şükretmenin yanı sıra acaba beni bugün ne gibi bir değişiklik bekliyor diye düşünmeden edemiyor insan. İnsan bir anda değişir mi demeyin inanın değişiyor. Henüz hamile olmayanlar bilmez biz hamileler haftanın yanı sıra günde sayarız. "Ne kadar oldu?" diye soru geldiğinde cevabımız 27 hafta 4 gün olur mesela.O sona eklenen günler öyle kıymetli ki örneğin bir sabah kalktığımda inceliğini sevdiğim o şirin parmaklarıma alyansımın ve evlilik teklifi ederken eşimin armağan ettiği o canımm yüzüğümün artık olmadığını farkettim. Çünkü parmaklarım sanki bir gecede hava basılmış gibi şişmişti. Örneğin bir başka sabah kalktığımda sizinde instagramdan (_eceyagci_) oluşup oluşmadığını sorduğunuz o meşhur gebelik çizgisinin oluştuğunu fark ettim. Bunlar her yeni günün bir hamile kadına sürprizi. Birde hafta bazında bakacak olursak her hafta bir önceki haftadan çok ama çok farklı geçiyor. Çünkü bebeklerimiz her hafta biraz daha büyüyor hemde bizim dışarıdan hissedebileceğimiz somut değişikliklerle... 15.haftamdı hatırlıyorum hareket heyecanı sarmıştı beni. Ne zaman hareket edecek, acaba nasıl bir his derken şimdi arada içeride ki hanıma seslenir oldum. Hatta geçen kendimi ninni söylerken buldum.
Diyeceğim o ki pek kıymetli gün bugün.
Dünden zor,
Ama yarından kolay...
Ee nasıl bileceğiz kıymetini derseniz,
Olmazsa olmaz anlayışlı bir eş, eğer ilk maddenin yanına tik koyamıyorsanız varsın okumayın gerisini. Yeri geliyor sözleriyle, yeri geliyor bakışlarıyla döviz kuru gibi dalgalanan ruh halinizi tedavi ediyor.
Kendinize zaman ayırın, en azından ben öyle yapıyorum. Dinlenmeyi ve yerinde durmayı pek bilemeyen biri olduğumdan kendimi koltuğa bağlayacak hamilelik hobisi buldum. ÖRGÜ, deneyin çok keyifli. Örüp örüp sökmesi bile eğlenceli... Amaç mükemmel olsun değil zaten, amaç gün içinde daha çok oturmak.
Kulaklarınızı kapatın ki ben bunda çok geç kaldım. "Ay çok kilo almışsın", "Çok yeme", "Aaa ye sen hamilesin", "Burnun şişmiş", "Ben doğuma giderken böyleydim" bıdı bıdı kapatın kulaklarınızı karşıdakinin ağzı oynasın sadece... Yüzünüze de ortalama bi' gülümseme yerleştirin tamam karşınızda ki kim olursa olsun. Ay ayrıca da çok mu aldı enerjinizi verin cevabınızı geçin. Onun psikolojinden daha önemli olan şey şu an sizin ve bebeğinizin ruh hali.. Cevabını duymak istemiyorsa söylemeseymiş ne yapalım...
Sizi üzecek ortamlardan, insanlardan, konulardan, haberlerden, dizilerden liste uzar böyle kesinlikle uzak durun. Kendinize pembe panjurlu bir hayat kurun. Yanınızda sizin gibi düşünenler olsun.
Atalarımız ne demiş eşeğin kuyruğu kalabalıkta kesilmez. Anlatmayın her şeyi, danışmayın yani. Mümkün olduğunca kendiniz karar verin. Ne kadar çok kişiye sorarsanız o kadar çok kafanız karışır her konuda...
Örnek: Bebeğin odasını ne renk yapsak ki? (Bence bu sorunun tek muhattabı bebeğinizin babasıdır.) Biri der pembe öbürü der siyah...
Bütçenize uygun alışveriş yapın. "A alma bişey idare et" diyenlere kulak asmayın bedeninizin değişeceğini hesaplayarak alın. Maksat kendimizi güzel hissetmek. Hamileliğinizde geçireceğiniz özel günleri hesaplayın, planlayın ona göre alın yada diktirin sonra hayıflanmayın "bizim zamanımızda yoktu" diye. İnanın iyi giyindiğiniz de kendinizi daha hissedeceksiniz hamilesiniz siz vebalı değilsiniz kaçmayın insanlardan ve sosyal ortamlardan. Kendinizi iyi hissedin, 20 kiloda almış olsanız özgüvenli olun hayatınızda kaç kere yaşayacaksınız ki bu mucizevi 9 ayı keyif alın... Sevin kendinizi, değişen bedeninizi...
Kitap okuyun, mutlaka okuyun... Benim odağım bebeklerle ilgili kitaplar ve dergiler oldu. "O okudukların gibi değil ooo kitaplarda yazanlarla olmaz" diyenlere de "bende biliyorum" deyin ve kulakları kapatın. Yöntem belli... Pek tabi ki nasıl kitap okuyarak yüzme öğrenilemez ise bizde
okuduğumuz kitaplarla "anne" olacağımızı sanmıyoruz. Ama hangi ayda çocuklar hangi oyun oynanmalı, bebeğin hangi ayda neler yapabiliyor olmasını bilmenin kimseye zararı yok. Zaten okumaktan ne zarar gelir ki.
Çiçek yetiştirin derim ben bir başka maddede. Beni en çok mutlu eden maddelerden biridir kendisi. Evimizin her köşesinde o köşede yetişmeye uygun hangi bitki ise o vardır. Oturma odam orkideler için uygun, koridorumun ışık alan köşesinde dev bir sarmaşık, balkonumda onlarca çeşit bitki, mutfakta menekşe... İlgilenin onlarla, öyle oluyor ki bazen onlarla konuşurken ne ara bebeğime birşeyler anlatmaya geçmişim fark edemiyorum. Not: Sarmaşığın yapraklarını silin tek tek limon sulu pamukla. Parlak parlak oluyor o zaman .
Müzik dinleyin, dinlettirin. İlla klasik olmasına gerek yok kanımca en nihayetinde çıkınca babası Beethoven olmayacak. Siz neyi seviyorsanız onu dinleyin, ama çikolatalı tatlı yiyiyormuşçasına dinleyin, öyle keyif alın yani. İçeridekilerde hemen tepki veriyor emin olun. Birde aynanın karşısında göbeğinizi tutup dans edin. Dışarıdan kimsenin sizi görmemesini sağlarsanız ne ala, biraz abes duruyor olabilir uzaktan izleyen için.
Fotoğraf çekin mutlaka, illa bir yerde paylaşmak için değil, bebeğiniz ileride görsün filan diye de değil, aynı fotoğrafa ileride çocuğunuzla bakarken sizin kadar etkilenmeyecektir eminim. Çünkü şu an sizin için mucizevi. Ve bastırın çektiğiniz fotoğrafları arkasına da tarih yazın muhakkak en azından ben öyle yapıyorum. Teknolojik ortama hiç güvenmem, zaten buradan baktığım fotoğraflarda benim için pek keyifli olmuyor.
Ve son olarak ibadet edin... Onu size emanet eden Allah'a şükredin, tesbih çekin... Size bu mucizeyi kısmet eden Allah'a ve onun elçisi peygamber efendimizi anın... İnanıyorum ki bizlerin her duasına meleklerle beraber bebeklerde amin diyor...
Sevgiyle kalın mutlu pazarlar.

0 yorum