2 Melek 1 Bebek Annesi

Pazartesi, Mayıs 01, 2017


İKİ MELEK + BİR BEBEK
Henüz 22 yaşında yüksek lisans eğitimi alıp akademik kariyer yapma hayali kuran bir genç kızdım. Ta ki sevdiğim adamdan o evlenme teklifini alana kadar. Dilim tutuldu gözüm kör oldu sanki. ‘Evet’ dedim, ‘evet evlenirim seninle’. Oysa ne o vardı hayallerimde, geleceğime ait planlarım da ne de meleklerim ve bebeğim.  Benim küçük hikayem bu muhteşem adamla hayatımı birleştirdiğimde başladı.

2013’ün haziran ayında güzel bir düğünle hayatımızı birleştirdik. Ne ben yemek yapmayı biliyordum, ne o çoraplarını kirli sepetine atması gerektiğini.
5 aylık evliyken yine hiç planlamadığım bir şey oldu. Banyodan çıktım gözlerim ağlamaklı. Eşime baktım o da bana. Heyecanlıydı o,  ben ise ne yapacağını bilmeyen şaşkın ve bir o kadar gergin. ‘Eee’ dedi ‘sonuç ne?’. Sustum bir süre. Merak etti, üsteledi. Susuyordum. Ne yapacaktım ben? Nasıl anne olacaktım? Yapamazdım ki. Beceremezdim. Hem daha yeni evlenmiştik. Sınavlarım vardı. Okula devam edecektim. İş bulup çalışmam lazımdı. Evde oturup çocuk büyütemezdim. Diplomam vardı benim. Hakkını vermeliydim. Kafamda bir sürü soruyla kaldırdım başımı ‘hamileyim, baba oluyorsun!’ dedim. Sevindi, bağırdı, sarıldı bana. Bir anda ‘dur’ dedim ittim onu. İrkildi, korktu. Geri çekildi. ‘Ne oldu’ dedi. ‘Bebeğimize zarar vereceksin, sakin ol’ dedim. Anlık bir şeydi. Bir anda iki kalpli olduğumu anladım. ‘Düşünsene’ dedim  kendi kendime ‘içinde bir can taşıyorsun’.
Ertesi gün hastaneye gittik heyecanla. Kan sonuçlarına baktı doktorumuz. ‘Tebrikler’ dedi ‘anne oluyorsunuz.’ Gözlerimden akan yaşları kontrol etmeye çalışarak sadece ‘teşekkürler’ diyip çıkabildim odadan. Evet ‘anne’ oluyordum. Bu sıfat beni o anda bambaşka biri haline getirdi.
Birkaç hafta sonra şiddetli bir ağrıyla kalktım yatağımdan. Sadece bunu hatırlıyorum. Gözümü açtığımda hastanedeydim. Eşim başımda üzgün, ağlamaklı. Bebeğim nasıl dedim. Sustu. Anladım ki yolunda gitmeyen bir şeyler var. Doktorumuz geldi.  ‘Üzgünüm’ dedi. ‘Acil bir şekilde kürtaj olmalısın.’ Bebeğimin o minik kalbi atmıyormuş artık. Sanki dünya durdu bir süre. Konuşmalar, insanlar, her şey anlamını yitirdi. Eve döndüğümüzde bebeğim için aldığım eşyalara baktım, kokladım, sevdim, ağladım. Çok kısa bir sürede alışmıştık birbirimize. Ama artık melek olmuştu benim minik kalbim.
Aradan 1 yıl geçmişti. O sıra da eşim de ben de toparladık kendimizi. Sevdiğim işi yapıyordum artık. Yeni evimize geçmiştik. Tek istediğimiz bir bebekti. Sessiz yuvamızı şenlendirmek istiyorduk. Kısa bir süre sonra hamile olduğumu öğrendim. Artık attığım adımdan içtiğim suya kadar dikkat ediyordum. Her şey yolunda giderken bir gece yine aynı ağrı saplandı. ‘Allah’ım’ dedim, ne olur, ne olur onu bana bağışla. Ayağa kalkmaya, doğrulmaya korktum. O gece hastanede sabahladık. İğneler, ilaçlar yetmedi yavrumu kurtarmaya. O doğumhaneden yine elim boş gözüm yaşlı çıktım. Bedenen ve psikolojik olarak o kadar yıpranmıştım ki ne bebek görmek istiyordum ne de hamile birini.
Aradan 5 ay geçti ve eşimin iyi bir doktora görünme teklifini kabul ettim. Yapılan bir takım tahliller sonucunda trombofili hastalığı teşhisi konuldu. Hamile kalınca kanım pıhtılaştığı için bebeğe yeterli kan gitmiyor,  gebelik sonlanıyormuş. Ve o yüce rabbim derdi verir de dermanı vermez mi? Benim durumumda olan bir sürü hasta varmış ve tedavisi mümkünmüş. Bunu duyunca eşim de ben de büyük umutlarla çıktık hastaneden.
Kısa bir süre sonra düzenli kontroller neticesinde tekrar hamile olduğumu öğrendim. Hem çok mutluyduk hem de yaşanılanlardan dolayı korkuyorduk. Hamile olduğumu öğrenir öğrenmez bebeğime kan gitmesini sağlayacak iğnelere başladım. Ben ki iğne lafı geçtiğinde tüyleri ürperen, rengi sararan biri olarak artık her gün düzenli olarak iğne yapıyordum. Hem de kendi kendime. Ama değerdi bebeğim için. Onu kucağıma alacağım günlerin hayaliyle ne acı duyuyordum ne de korku. Karnım büyümeye başlamıştı. Hep özendiğim o hamile kıyafetlerini giyebiliyordum artık. Her kıpırdayışında şükrediyor, onunla konuşuyor ve verdiği tepkiler karşısında daha da sabırsızlanıyordum.
Doğum yaklaştıkça heyecanım artıyor, korkularım da peşimi bırakmıyordu. Normal doğumu çok istememe rağmen doktorum riskli olabileceğini söyleyip sezeryan tarihi verdi. -18 Şubat 2016- Evet artık bebeğimin dünyaya merhaba diyeceği tarih bile belliydi. ‘Sayılı gün çabuk geçer’ derler ya hiç öyle değilmiş. Son 2 hafta neredeyse zaman durdu, saatler, dakikalar geçmez oldu.
Ve sonunda beklenen gün geldi çattı. Ailece herkes çok heyecanlıydı. Sabah erkenden kalkıp hastanenin yolunu tuttuk. Daha hastaneye girer girmez doktorumuzla karşılaştık ve hemen hazırlanmamı söyledi. Artık o kadar hızlı ilerlemeye başlamıştı ki zaman. Bir anda kendimi ameliyat masasında buldum. Artık o an gelmişti. Dakikalar sonra bebeğim kucağımda olacaktı. Gözümden kontrolsüzce akan yaşların sebebini sordu hemşire hanım. ‘Korkuyorum’ dedim. ‘Yine bu doğumhaneden elim boş çıkarsam ne yaparım nasıl dayanırım’. ‘Korkma’ dedi. ‘Sevin hatta. Seni öteki dünyada karşılayacak 2 meleğin var. Ahirette onlar karşılayacak. Cennette sana rehberlik edecekler. ‘Annemiz olmadan cennete girmeyiz!’ diyecekler. ’. Bir anda içim huzurla doldu ‘hamdolsun’ dedim.
Ve o ses. Aylardır hatta senelerdir hayalini kurduğum o ses şimdi kulaklarımdaydı. Bebeğim, güzel kızım, Eslem Sare’m artık bize merhaba demişti. Yaklaştırdılar, öptüm, kokladım. ‘Allah’ım’ dedim ‘isteyen herkese tattır bu duyguyu’. Doktorumla göz göze geldik. Ne sormak istediğimi hemen anladı. ‘Çok sağlıklı merak etme’ dedi. Rabbim dualarımızı kabul etmişti. Bebeğimiz artık kollarımızda ve çok şükür sağlığı yerindeydi.
Evet hikayemin sonuna gelirken Eslem Sare’miz , evimizin neşesi, gülen yüzümüz kollarımızda artık. Büyüdü. Baba, babaanne, anneanne, amca, teyze, dede ve daha bir sürü şey diyor. Evet anne demiyor.  Babaanne, anneanne diyen bir çocuk neden anne demez bilmiyorum. Biraz da onun için sabretmem lazım galiba. Eee ne diyelim sabrın sonu selamettir.
 Bu arada yemek yapmayı öğrendim. Hatta artık isteyenlere tarif bile veriyorum. Ama hala çorapları ummadığım yerlerde buluyorum. J Olsun, iyi anne baba olalım, sağlığımız sıhhatimiz yerinde olsun o bana yeter.  
Sürç-ü lisan ettimse affola.
Not: Yarışma bahane, Eslem Sare’me güzel bir anı bırakmak istedim. Bana kalsa üşenir yazmazdım. Yarışma bahanesiyle bebeğime ileride okuyabileceği bir hikaye yazmış oldum sayenizde. Herkese bol şans diliyorum. J
                                                           

 Duygu YILDIZ KÖPRÜLÜ

Bunlar da Hoşunuza Gidebilir

0 yorum